11 Temmuz 2011 Pazartesi

Köydeyim,şimdi uyanmışım


Şimdi uyanmışım,köy havası,türlü kuş sesleri,belirsiz bir rahatlık,bilinmeyenin verdiği hafif gerginlik,sonra şehre dönecek olmanın verdiği gerginlik...Biraz daha huzur bulurum ya da rahatlama şeklime boyut kazandırırım diye alıyorum elime netbookumu,şehrin nimetiyle köyün dinginliğini birleştirmek adına açıyorum en ‘Glory Box’undan bir ‘Portishead’ ,ufaktan çala dursun müzik,önceden yazdığım bir metini okumaya başlıyorum.Sağ önümde ayağını koltuğa uzatmış dayım,yanımda erkek kuzenim.Uyku mahmurluğunu bir de çalan müziği paylaşıyoruz o an.Hayatın bazı kesitleri bu kadar basit olmalı diyorum içimden.Şairane tavırlar sergiliyorum Niksar’ın Şıhlar Köyünde,unutulmaya yüz tutmuş bir köy evinde.İnsanlarla beni son gördükleri zamandan kalma bir tanışıklık içinde,her muhabbette eski ve samimi bir koku,her adımda bir akraba.Yeri gelmişken söyleyeyim burada kişi başına düşen akraba miktarı bir hayli fazla,o yüzden cebinize fazladan beş on selam doldurarak yola çıkmalısınız.Sonra her yol parise çıkabilir buralarda ama Anadolulu Parislere.Paris dediysem...Ne demek istediğimi tam anlatamıyorum sayın okuyanım.Anlatım bozukluklarımı köyün bünyeme etkisine verebilirsiniz,köy alınmaz.Alınma zamanlarını neredeyse doldurmuş sevimli ihtiyar topluluğu mevcut burda.Her hallerinde özümde gizlenen bir şeyler var ama diyorum ya şimdi uyanmışım...Müziğin verdiği aykırı hava,üstümde şair kokan ne varsa dayımın şu cümlesiyle dağılıyor boşluğa:

-Himmet’e masat verdik mi?

Evet diyorum,burada Himmet abi var,Masat var,neyin tribindesin oğlum!Ne bu netbooklar,Portishead’ler...Köydesin,versene kendini kuşa böceğe.Burada İstanbul’a “Allahın s.ktir ettiği yer!” diyen ihtiyar bir amca var.İroninin kralı var.Bir zamanlar milletin efendisi olan köylüden arta kalan zeki söylemler,hafif sitemler,hayatın kısmi yalnızlığından bir şeyler var.Kapat şu netbooku.İşte tereyağı kokuyor,inek sütü içeceksin az sonra.Saat kaç bu arada?Bilmiyorum.İlgilenmiyorum,ne prova gözümde,ne plan proje...Köydeyim,şimdi uyanmışım...

11.07.2011

5 Temmuz 2011 Salı

Ya verseydi babası...


Otobüsün kliması yoktu.Camlar sonuna kadar açılmış,yine de trafikte duraksaya duraksaya giden otobüsün içindeki hararete engel olamamıştı.Ayakta duran yolcular oturanlara imreniyordu,bense yürüyerek otobüsü geçen yayalara imreniyordum.Karaköy trafiğine yakalanan otobüste,istanbul neminin boğucu sessizliği hakimdi.Sessizliği arka koltukta,baba kucağında oturan çocuğun sorusu bozdu:
- Baba,otobüs durduğunda yanından araba geçince geriye gidiyormuş gibi oluyor neden?
Babası vakur bir gülümseyiş fırlattı,okumakta olduğu kitabın kaldığı yerine parmağını sıkıştırdı ve...
-Buna bağıl hız denir yavrum.
-Bağıl hız nedir baba?
-Farklı yönlere giden nesnelerin her birinin hızı diğeriyle hızının toplamına eşittir.
-Nasıl yani baba?
-Örneğin biz 30 km hızla gidiyorsak,yanımızdan ters istikamete giden 30 km hızda bir otobüs daha varsa,biz o otobüsün hızını 60 km görürüz.
-Neden?
-Bu bir fizik kuralıdır yavrum.Zamanla daha iyi anlayacaksın.
-Sağol baba.
Çocuk tamamen aydınlanmış,yaka basa terleten sıcağa rağmen babası ona açıklama yapmaktan korkmamış,bir çocuk daha özgürce cevap alma hakkını kullanmıştı... Demek isterdim...
Böyle olmadı sayın okuyanım.Ben çok istedim ama olmadı.Olamadı.İşin aslı:
- Baba,otobüs durduğunda yanından araba geçince geriye gidiyormuş gibi oluyor neden?
Babası oralı olmadı ya da istese de oralı olamıyordu,belki cevabı bilmiyordu,belki cevap umrunda değildi.Kısa bir sessizliğin ardından;
- O arabanın modeli Megan.Ben de ondan almak istiyorum.
- Al baba.
- Çamurluğu eğilmiş gördün mü?
- Aaa,eveet.
- Onun çamurluğu dışarı doğrudur.Şoförler alışamadığı için sağa sola vururlar hep.Ben olsam hayatta vurmam.
- Sen vurmazsın ki...İ.E.T.T. ne demek baba?
- İneklik etme taksi tut.
Babası kocaman bir kahkaha attı.Çoçuk espiriyi çocuk olduğundan anlayamadı.
-Biz inek miyiz baba?
-Hayır,o şakadır,soranlara öyle denir.
Baba oğul muhabbetlerine devam ededursunlar,beynim de hezeyanına ara versin diye taktım kulaklıklarımı,başlattım müziği.
Adamı düşündüm,onun babasını,1980leri,yasakları,cevapları,cevapsız kalan soruları.Çocuğu düşündüm bir müddet..Acaba çocuk büyüyünce kim olacaktı? Nerde okuyacaktı? Bilgiyle dolu hiç bir kitap ilgisini çekecek miydi? Ya cevabı,ya verseydi babası?O zaman çocuk...

5 Temmuz 2011

"Karaladıklarından nasıl haberdar olurum sayın yazanım?"