5 Haziran 2013 Çarşamba

Gaz kardeşliği ve bir direnişçinin oluşum serüveni üzerine...

Bayadır yazmadım, yazmaya olan inancımı yitirmiştim çünkü. Neden yazacaktım ki? Hiç umudum kalmamıştı. Her şeyin bittiğini düşünmeye başlamıştım. Sabahları ellerimi yıkarken zincirler beliriyordu sanki bileklerimde. Elimi dahi yıkamaya çekinir olmuştum. Her gün sosyal medyada bakındığımda içimi bir umutsuzluk kaplıyordu. İnsanları eğlendirmek ve oyalamak için kurgulanmış bir yapıda bile nasıl mutsuz olmayı becerdiğimi anlayamıyordum. Haberler sayın okuyanım, yasalar sayın okuyanım, yasaklar, yeni yasaklar ve tüketim kaplıyordu günden güne her yerimi. Ne yapmalıydım, yazacak neyim kalmıştı ki? Oturdum doğayı düşünmeye başladım, evrimi, insanın geçmişini. Bir kahve hazırladım çamur gibi, yudumladım ve bahçeme baktım. Ağaçlar sayın okuyanım, ağaçlar... Rüzgarda sallanıyorlardı. Ne kadar mutlulardı. Ne kadar huzurlu. Sonra bir kez daha oturdum bilgisayarın başına, gezi parkında katledildiklerini gördüm. Aşırı üzüldüm, hiç bir şey yapılamayacağını düşünerek çaresizlikle kahvemi sindirdim. Zaten sınavlarım yaklaşıyordu. Dersimi çalışmalıydım. Yapamadım...

Bir oyun çıkışı kendimi gezi parkında buldum. Oradaki bin bir türlü insanı gördüm. Antikapitalist Müslüman pankartının yanında köfte ekmek yedim. Çarşı grubunun yanında kola içtim. Bir gruba mensup olmayan insanların yanında şarap içtim sevgilimle. Yıldızları seyrettim. Bir kırmızılı kadın dikkatimi çekti, öyle sakin yürüyordu kalabalıkta. Tam bir karnaval, her şey boşa diye düşündüm... Sabaha karşı eve döndüm. Sabah uyandığımda bilgisayarı açtım aynı umutsuzlukla. O da nesi! Kırmızılı kadının fotoğrafı. Sakince polisin karşısında yüzüne sıkılan biber gazına rağmen duruyordu. Umutsuzluğum öfkeyle karıştı. Çaresizlik içimi kemirdi. Ders çalışmam lazımdı, ders. Sınav ertesi gündü... Yapamadım... Televizyon kanalları susuyordu. Hiç bir şey olmamış gibi belgesel yayınlıyorladı. Ülkenin lideri, yadsıyor, görmezden geliyor, kabadayılık yapıyordu. Polis saldırıyor, dövüyor, adeta halkını öldürmek istiyordu. Tüm gün sosyal medyada olanları takip ettim. Tüm gerçekleri gözlerimle gördüm. Bir de kanalla tanıştım, ismi Halk TV. Çarşı grubunu gördüm, harbiyeyi kurtarışını izledim direnişin en zayıfladığı zamanda... Gitmek istiyor, gidemiyordum. Astım hastasıydım. Biber gazı beni öldürürdü, en azından doktorlar öyle söylüyordu. Bu sefer öfkeyi kendime yönelttim. Küfrettim hasta bedenime... Gitmem lazımdı. Gidemedim...

Sabah uyanıp sınava gittim. Sınav görevlisi hocayı kırmızılar içinde gördüm. Bir başka sınav başladı içimde, sınav içinde bir sınav... Soruları dikkatle okuyup cevaplamam lazımdı. Yapamadım... Kağıdı hızla doldurup hocaya teslim ettim. Kendimi Mecidiyeköy'de bir eczanede buldum. Astım ilacımı aldım, yanında sıvı rennie. Çıktım marketten bir deniz gözlüğü aldım, bir de boş fıs fıs şişesi. Yol üstünde bir gaz maskesi, biraz gıda, düştüm taksime doğru yola... Gaz kokusu harbiyede nefesimi kesmeye başladı. İlacımı kullanıp yola devam ettim. Polis çevirdi nereye gidiyorsun diye. Elimdeki antiasit çözeltisine el koymaya kalktı. Dönmem lazımdı. Dönemedim... İlk direnişimi gerçekleştirdim, işe yaramadığını görünce astım ilacımı gösterip, Şişhanede oturduğumu söyledim devam ettim yoluma. Kendimi bir kalabalığın içinde buldum. Ne bir taş atıyorlardı ne bir sopa vardı ellerinde. Öyle durup slogan atıyorlardı. Beşiktaşlıyı, Galatasaraylıyı, Fenerbahçeliyi yan yana slogan atarken gördüm. İlk gaz bombamı o sırada yedim. Nefesim kesildi öleceğim sandım. İlacımı yüzüme sıktım. Gözlüğü taktım. Maskeyi geçirdim suratıma. Doktorlar haksız çıkmıştı. Ölmedim... Artık ben de o kalabalıktan olmuştum. Kan kardeşliği bir şey. Gaz kardeşliği...

Bir anda slogan atmaya başladım ve bir ileri bir geri gidip geldim en önde. Yere düşenleri kaldırmaya, gözü yananlara ilaç sıkmaya başladım. Poliste karşılıklı sıkıyorduk. Onlar kafalara gaz, ben gözlere ilaçlı su... Odakulede beş yüz kişi kadardık. Polis müdahalesi başlayınca odakulenin altından kaçıyorduk. Bitince gelip slogan atıyorduk. Müdahale çirkinleşmeye başladı. Odakulenin arasından arka sokağa kaçmaya çalışan yüzlerce insanın üzerine gaz bombaları atılmaya başlanmıştı. Mağaza camını kırarak içeri girdi bir bomba. Ölecek gibiydik. Gitmem lazımdı. Gidemedim... En önde iki insan dikkatimi çekti, biri bozkurt işareti yapıyordu, üstünde bir bozkurt tişörtü vardı, diğeri ise kızıl maskeli, sol yumruğunu sıkmış birlikte slogan atmaya başladılar. "Faşizme karşı omuz omuza!" Slogan yayılmaya başladı hep birlikte bağırıyorduk... Taraftarı, işçisi, kürdü, solcusu, ülkücüsü, bir tek taş atmayarak, direniyorduk polise... Artık geri dönmem imkansızdı. Gezi parkına çıkana kadar duracaktım. Sayımız artmaya başladı. Binler olduk. En önde bağıran ülkücü gaz kardeşimizin gözleri yandı, koştum yanına ilaç sürdüm, gören Kürt gençler yanıma geldi onlara da sürdüm, derken taraftarı, işçisi, genci herkes geldi, hepsine sürdüm. Artık benim görevim belliydi. Gözleri yananlara yardım etmek. Kendiliğinden bir görevim olmuştu. derken bir görev daha... Üstümüze gelen gaz bombalarını tekmelemeye başladım, maskesizler etkilenmesin diye. Sadece ben değil, tüm gaz kardeşlerimin görevleri vardı. Eldiveniyle bombayı geri atanlar vardı. Elinde bilgisayar kasasından yaptığı kalkanıyla insanların kafasını bombalardan koruyanlar vardı. Yine de nefesim kesildi defalarca, vazgeçmedim o an bile... Derken saatler geçti, binler, ardından milyon olduk... Polis çekilmeye başladı ve artık Taksim bizimdi... Haber hızla yayıldı. Artık istiklalde değildik yan caddeye inmiştik. İstiklale sığmıyorduk çünkü. Sevinçle geldi bir genç yanıma elimi sıktı, sarıldık. İlk defa içimi bir umut kapladı. Yukarı doğru yürüyorduk. Polis yan şeride çekilmiş bekliyordu. Bir anda provokatörler ellerine taşları aldı ve atmaya başladılar. Hemen koştum, aldım birinin elinden taşı. Sadece ben değil. Onlarca insan durdurdu onları. Derken Polisle halk arasında etten bir duvar oluştu halktan... Az önce kafasına nişan alan polisi halk korudu provokatörden... Böyle çıktık birlikte Taksime. Sonra haber spikerlerini koruduk yine, yanan konteynırları söndürdük... Polis arabalarına saldırılmasını engelleyemedik, anlatamadık onların bizim malımız olduğunu... Dur dedim arabayı kırıp döken birine. - Abi, dedi. - Polisler, kardeşime işkence yaptılar gözaltında, evde yatıyor abi, bırak! Bir şey diyemedim. Başkalarını durdurmaya çalıştım. Her şey bitmişti. Öfke dinmişti bir kaç saat sonra. Oturdum yol kenarında, bir keyif birası içtim, zafer birası... Bileklerime baktım, zincirler kaybolmaya başlamıştı. Her yer direnen insanlarla doluydu. İstiklalde gezmeye başladım. Provokatörler her yerdeydi, onları durduran halk da... Ellerinden çöp poşetleriyle gençler istiklal caddesini temizliyorlardı. Her yer gaz bombası kapsülüydü. Herkes birbirini uyarıyordu... Umut doldu içim, çaresizlik duygum artık yoktu. Sosyal medyayı heyecanla açar olmuştum, mutlulukla ve keyifle, çünkü artık yalnız değildim. Gaz kardeşlerim vardı. Hem de bir milyonu aşkın... Sevinçliydim, hiçbir şey bitmemişti ve her şey yeni başlıyordu...

İşte, sizden önceki üç günüm böyleydi gaz kardeşlerim... Böyle yazmaya karar verdim sayın okuyanım...

#Direngeziparkı #Direnhalkım #Direngazkardeşim Birlikte çok güzeliz, çok güzelsiniz, çok...

"Karaladıklarından nasıl haberdar olurum sayın yazanım?"

Bu gadget'ta bir hata oluştu